ja_mageia


Tarih: 26 Şubat 2012

Saat: 19:30
Yer:
Asya Nur Kültür Merkezi

Konu: Esma-i Hüsna açısından Ahlak

Seminerci: Süleyman KÖSMENE
Not: Hanımlar için yer ayrılmıştır.

  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Decrease font size
  • Default font size
  • Increase font size
www.AsyaNur.info Yenilikler Makaleler
Makaleler
Kan Mu'cizesi PDF Yazdır e-Posta
Sami Cebeci tarafından yazıldı   
Çarşamba, 28 Aralık 2011 19:48
AddThis Social Bookmark Button

Vücudumuzun hayat suyu olan kan, başlı başına bir mu’cizedir. İncelendiği zaman insanı hayrete sevk eden bir san’at eseriyle karşı karşıya olduğumuz görülür.

Yaratılmış olan hangi şeye baksak muhteşem bir mu’cize olduğunu görürüz. Atomlardan güneş sistemine, hücrelerden galaksilere kadar görünen bütün varlıklar, mükemmel bir ölçü ve intizamla kendi San’atkârına ve O’nun birliğine şahitlik yapıyorlar. Kendilerinin aynısını yapmak, insanları nihayetsiz bir âcizlik içinde bırakıyor.

Vücudumuzun hayat suyu olan kan da başlı başına bir mu’cizedir. İncelendiği zaman insanı hayrete sevk eden bir san’at eseriyle karşı karşıya olduğumuz görülür. Teknik imkânlarla kan yapmak şimdiye kadar mümkün olmamış ve bundan sonra da olmayacaktır. İnsan bu eser karşısında âciz bir vaziyettedir.

 
28 Şubat Süreci ve Yeni Asya PDF Yazdır e-Posta
Sami Cebeci tarafından yazıldı   
Çarşamba, 09 Şubat 2011 00:00
AddThis Social Bookmark Button

Şubat ayı seminer konumuz “28 Şubat ve Yeni Asya’nın duruşu” üzerineydi. Konuşmacımız, yarım asra yakın basın camiasında önemli bir yeri olan ve bütün ihtilâl, muhtıra ve post modern darbe süreçlerini yaşayan Mehmet Kutlular Ağabeydi. Bu konuları ondan dinlemenin elbette ayrı bir yeri ve önemi vardı.

Asya Nur Kültür Merkezinin konferans salonu hıncahınç doluydu. Bütün dikkatler Kutlular Ağabeye odaklanmıştı. On dört sene evvel gerçekleşen 28 Şubat 1997 darbesi, resmen ordunun hükümete bir müdahalesiydi. Fakat, müteaddit defalar ordunun yaptığı bütün bu ihtilâl ve darbeler, cumhuriyetin yanlış temeller üzerine kurulmasından kaynaklanıyordu. “Ne mutlu Türküm diyene!” sloganında ifâdesini bulan ırkçı bir yaklaşım, başta Kürtler olarak diğer etnik kökenleri küstürmüştü. Osmanlı da Türk’tü, fakat Türkçü değildi. Kırk dört farklı etnik kökeni Osmanlılık adı altında birleştiriyor, İslâm dini ortak kimliğinde kardeş yapıyor, farklı dinlere mensup olanlara da alabildiğine din hürriyeti tanıyordu.

 
En kıymetli, fakat en ucuz nimet: Hava PDF Yazdır e-Posta
Sami Cebeci tarafından yazıldı   
Çarşamba, 06 Ekim 2010 03:25
AddThis Social Bookmark Button

Gökyüzünü de korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise hâlâ bundaki delilleri inkâr ederler.” (Enbiyâ Sûresi: 32)

Çok ince matematiksel hesaplarla ve belli bir ölçü ve denge içinde yaratılan şirin gezegenimiz ve yaşadığımız dünyamızı çepeçevre kuşatan hava tabakasına atmosfer denilir. Genel olarak, canlıların yaşadığı biyosferi de kuşatan troposfer ve stratosfer, mezosfer, termosfer gibi tabakalar şeklinde isimler verilmiştir.

 
İstişâre eden pişman olmaz PDF Yazdır e-Posta
Sami Cebeci tarafından yazıldı   
Çarşamba, 03 Mart 2010 00:00
AddThis Social Bookmark Button

Mahiyeti bir çok noksan sıfatlarla da yoğrulan insan, noksaniyetini gidermek için diğer insanlarla teşrik-i mesai etmeye mecbur olur. Bunlardan birisi de istişâre meselesidir.

Meşveret veya istişâre, bir meselede ehil, akıllı ve salih kişilere danışılarak, onların fikri alınarak icraât yapılmasıdır. Bu, o kadar önemli bir konudur ki, Sevgili Peygamberimiz (asm) “İstişâre eden pişman olmaz” hadisiyle ümmetini istişâre etmeye teşvik etmiştir. İstişârenin önemi hakkında bir çok hadis-i şerifler vardır. Onlardan birisi de “Kim bir işe girişmek ister de, o hususta Müslüman biri ile istişâre ederse, Allah onu işlerin en doğrusunda muvaffak kılar” hadisidir. (Kütüb-ü Sitte 16. Cilt)

 
İstanbul’un işgal yıllarında Bediüzzaman’ın hizmetleri PDF Yazdır e-Posta
Sami Cebeci tarafından yazıldı   
Cumartesi, 30 Ocak 2010 17:31
AddThis Social Bookmark Button

Van ilindeki Horhor Medresesinde talebe okutmakta iken patlak veren 1. Cihan Savaşı’nda, Bediüzzaman Talebeleriyle birlikte beş bin kişilik bir milis alayının kumandanı olarak harbe iştirak eder. Savaştan önce başladığı İşârâtü’l-İ’câz adındaki tefsirin birinci cildini cephede savaşırken tamamlar.

Muhtelif cephelerde çok büyük yararlılıklar gösteren Bediüzzaman, nihayet 19 Şubat 1916 tarihinde Kazak askerlerine esir düşer ve Rusya’nın Sibirya mevkiindeki Kosturma şehrine gönderilir. 1917 Bolşevik İhtilâlindeki kargaşadan istifade ederek firar eder ve Berlin, Varşova, Sofya üzerinden İstanbul’a gelir. Tarih 25 Haziran 1918’dir. Böylece esaret müddeti 2 yıl 4 ay 4 gün içinde tamamlanmıştır.

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL