- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Kahraman Dâvâ Adamları
İstanbul, İnebolu ve Kastamonu güzergâhı
“Kemiyet keyfiyete nispeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-ı ihlâsla, her şeyin fevkinde hakaik-ı imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşat etmekten daha ehemmiyetli görüyorum. Çünkü o on adam, tam o hakikati her şeyin fevkinde gördüklerinden, sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalpleri, birer ağaç olabilirler. Fakat o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şüpheler ve vesveselerle, o kutbun derslerini, ‘Hususî makamından ve hususî hissiyatından geliyor’ nazarıyla bakıp, mağlûp olarak dağıtılabilirler. Bu mânâ için hizmetkârlığı, makamata tercih ediyorum.” (Emirdağ Lâhikası s. 143)
Risale-i Nur mesleğinde çok önemli bir yer tutan bu keyfiyetli dâvâ adamlarının yetişmesine vesile olmak sâikıyla, 1994 yılında bir eğitim merkezi kuruldu. Senelerden beri oradan yüzlerce adamın yetişmesine vesile olundu. Anadolu’nun ekser yerlerinde bulunan bu fedakârlar grubu, iman hizmetini her şeyin üstünde tutarak hayatlarını devam ettiriyorlar. Cenâb-ı Hak onların emsallerini çoğaltsın, âmin.
24 Aralık 2013 Çarşamba ve Perşembe günleri sabahtan akşama kadar, eğitim merkezindeki yeni arkadaşlarla birlikte olduk. Eski Said Dönemi Eserlerini paylaştığımız bu genç kuşağın derse olan alâkası, geleceğe ait ümitlerimizi bir daha kuvvetlendirdi. Bu bir bayrak yarışıydı. Bizden önceki kuşak hizmet bayrağını bizlere vermiş, biz de bu genç, dinamik ve daha hamiyetli yetişen kuşağa devrediyorduk. Böylece bu iman ve İslâm bayrağı kuşaktan kuşağa geçerek kıyamete kadar devam edecektir, inşaallah.
İki gün süren bu İstanbul programından sonra, önceden plânlandığı üzere, birkaç ay önce açılan Kastamonu Havaalanına indik. Oradan eskimez dostlarımızdan ve Kastamonu temsilcimiz İbrahim Vapur’la buluşarak İnebolu’ya geçtik. İnebolu, Risale-i Nur’un hizmet tarihinde önemli bir yeri olan Karadeniz sahilinde şirin bir ilçedir. Bediüzzaman Hazretleri ona “Küçük Isparta” namını vermektedir. Rusya’dan gelen dehşetli dinsizlik cereyanına karşı, yapılan iman hizmetiyle bir kale vazifesini yaptığını söylemektedir. Ahmed Nazif Çelebi, oğlu Selahaddin Çelebi, Salih Uğurtan, Ziya Dilek, İbrahim Mırmır, Rüştü Mırmır, Gülcü Hüseyin, İbrahim Fakazlı ve daha nice kahramanlar kahramanı insanlar, Bediüzzaman’ın iman ve Kur’ân dâvâsına en dehşetli ve korkulu bir zamanda sahip çıkmış ve teksir makinesiyle Nur Risalelerini çoğaltarak binlerce nüshasının Anadolu sathına yayılmasını sağlamışlardır. Allah onlardan ebediyen razı olsun.
27 Aralık 2013 Cuma akşamı beş katlı hizmet merkezimizdeyiz. Ciddî bir masraf yapılarak, birinci kat yekpâre salon haline getirilmiş. Orta ve yeni kuşak Nur fedakârlarından yüze yakın insan geniş salonu doldurmuştu. İki saat boyunca Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinden oluşan dersimizi onlarla paylaştık. Özellikle genç ve tahsil yapan kuşağın derse olan ilgisi görülmeye değerdi. Bayanlar için inşa edilecek bir bina arsasının hazır olması ve mevcut dershanelerinde devam edip giden hummalı bir hizmetin varlığı, hanımlar cenahından anlatılan hizmetlerin de erkeklerden geri kalmadığı kanaatini bize veriyordu.
Cumartesi günü öğle namazı öncesi ziyaret ettiğimiz Avara mahallesindeki mezarlıkta Salih Uğurtan, İbrahim ve Rüştü Mırmırların yanı sıra, orta kuşaktan Ümit Gültekin, Turgut Gültekin ve oğlu çok değerli kardeşimiz Seyfeddin Gültekin yatıyordu. Merhum Seyfeddin, uzun yıllar Ankara’da kalıp nice gençlerin kazanılmasına ve bir kısmının vakıf olarak hizmette kalmasına vesile olmuştu. İslâm Tepesi yamaçlarında yatan bu kahramanlar huzur içinde haşrin sabahını bekliyorlardı. Oradan Geriş Tepesi yamaçlarında bulunan diğer bir mezarlığa geçtik. Kaptanımız Âdem kardeş eski Nur Talebelerinin kabirlerini biliyordu. Sıra sıra servi ağaçlarının altında, Ahmed Nazif Çelebi, biraz ilerisinde oğlu Selahaddin Çelebi, biraz aşağısında İbrahim Fakazlı Ağabeyler, geçmiş hizmetlerinin mükâfatı olarak, inşaallah Cennet bahçelerinden bir bahçe olan kabirlerinde onlar da haşrin sabahını bekliyorlardı. İşte hayat böyleydi. Dünyada ne yaparsan yap, dünya hayatı cihetiyle son durak burasıydı. Onun için dünyanın basit meseleleri hiçbir şeye değmiyordu. Allah için ibadet ve hizmet cihetinde ne yapabildiysek tek kârımız oydu. Gerisi ya boş ya da günahlarla doluydu ve kalbin alâkasına değmiyordu.
Aynı akşam, İbrahim Vapur’la Kastamonu hizmet merkezindeyiz. Mülkiyeti satın alınan dairenin geniş salonu oldukça kalabalıktı. Bediüzzaman’ın sekiz yıl kaldığı bu ilimizdeki dâvâ arkadaşlarımız da kudsî hizmetimize hakkıyla sahip çıkma gayreti içindeydiler. İhlâs, sadakat, istikamet ve tesanüd dairesinde sürüp giden bu hizmetin geleceği Kastamonu’da parlak görünüyordu. Mehmed Feyzi ve Çaycı Emin Ağabeylerin zamanında Üstadla birlikte attıkları sağlam temeller, ileride daha mükemmel hizmet meyveleri verecek, inşaallah.
İstanbul, İnebolu ve Kastamonu güzergâhında geçen dört günlük bir hizmet serüveninden sonra beşinci gün Ankara yolundayız. Allah hizmetin ücretini aynı hizmet içine lezzet olarak koymuştu. Dört saatlik bir yolculuktan sonra, yine asıl hizmet mahallimize ulaştık. Bütün bunlar, fâni dünya içinde geçen bâkileşmiş zamanlarımızdı. Bu da, Allah’ın rahmetinden bizler için bir lütuftu. Ne kadar şükretsek yine de azdı.

