- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Tesanüdün gücü
Tesanüd, bir cemaatin veya bir heyetin bir gaye etrafında birleşmesi, omuz omuza verip dayanışması, el ele verip hedefine kenetlenmesi, bel bele verip her türlü engellemelere rağmen asla dâvâsından vazgeçmemesidir.
“İhlâsla kim ne isterse Allah verir.”kaidesine binaen, ehl-i dünya şer yolda dahi olsa, dâvâsında muvaffak olmaktadır. Ehl-i din olanlar, Allah yolundaki hizmetlerinde ihlâslı oldukları ve tesanütlerini korudukları sürece ve Allah’ın hikmeti de iktiza ettiği takdirde, muvaffak olmaları açık bir gerçektir.
Risale-i Nur Talebeleri için tesanüd olmazsa olmaz şartlarımızdandır. Zira ihlâstan sonra en büyük kuvvetimiz tesanüttür. Üstad Hazretleri buna çok ehemmiyet vermektedir. “Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne ittihat gittiği zaman, manevî hayat da gider. Tesanüd bozulsa cemaatin tadı kaçar.”demektedir.
Tarihte ittihat etmiş, maksat birliği yapmış nice az topluluklar vardır ki, gerçek ittihattan mahrum nice kalabalık toplulukları yenilgiye uğratmışlardır. Meselâ; 26 Ağustos 1071 tarihinde, bir Cuma sabahı beyaz elbiseleri içinde, beyaz atına binen Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın, Malazgirt ovasında sadece 50.000 askeri vardı. Karşısında ise, 200.000 kişilik Bizans ordusu bulunuyordu. Alpaslan ateşli hitabesinden sonra, en ön safta düşman ordusunu üzerine atıldı. Akşama doğru sonuç belli olmuştu. Alpaslan’ın ordusu galip, Bizans ordusu mağlûptu. Bizans imparatoru Romen Diyojen de esir alınmıştı.
Hacı İl Bey, Osmanlı Devletinin uç beyi idi. Avusturya-Macaristan ittifakının 100.000 kişilik ordusuna karşı, sadece 10.000 askeri bulunuyordu. Geceleyin yaptığı ani bir baskınla, kendisinden on kat daha kalabalık bir orduyu bozguna uğrattı. Gaye birliği ve tesanüdün gücü, işte böyle neticeler veriyordu.
Yakın tarihe geldiğimizde ise, maddî değil, dinsizlik ve nifak cereyanlarına karşı manevî bir cihad başlatan Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin, maddî güç ve imkânları yoktu. Önceleri kırk elli talebesiyle başlattığı manevî ve ilmî cihadı, dalga dalga Anadolu sathına yayılıyor, kalpleri ve gönülleri fethederek nice insanların imanlarını kurtarmaya vesile oluyordu. Bediüzzaman’ın bu manevî cihadı, bütün bir milleti İslâm dininden soyutlayıp, Avrupaî hayata zorlayan devlet adamlarını fevkalâde rahatsız etti. Hâlbuki Bediüzzaman’ın devleti ele geçirme veya siyasetle hiç alâkası yoktu. O tamamen milletin köklerine ve dinî temellerine dönmesini istiyor ve inancının icaplarını yaşayarak, dünya ve âhiret saadetine kavuşmalarını hedefliyordu. Buna rağmen devlet gücü buldozer gibi üzerine geldiği halde, bir avuç talebesiyle hakiki bir tesanüd ve ittihat içinde, demir ve çelik gibi bir sebat ve metanet göstererek, her türlü tehdit ve zulümlere boyun eğmeyerek dayandılar. Böylece hak dâvâlarında sonunda fikren galip, muarızları ise mağlûp oldular. Menfî harekete tenezzül etmeden, tesanüd içindeki müspet hareket, atom bombası gibi tesirli olmuştu.
Bediüzzaman kıyamete kadar gelecek talebelerine “Bizim ihlâstan sonra en büyük kuvvetimiz tesanüttür.”diyerek, onun her hâl ve şart altında korunmasını ders veriyor. “cemaatin mâye-i hayatı tesanüttür. Cemiyetteki tesanüd, en durgun şeyleri dahi tahrik eden bir vasıtadır. Cemiyetteki haset ve kıskançlık ise, her türlü hareketi durduran bir âlettir.” (Eski Said Dönemi Eserleri s.687)diyordu. Bahsi geçen hakikat ne kadar dikkat çekicidir! Gerçek tesanüdle ittihat etmiş üç dâvâ adamı 111 kıymet alıp o nispette hizmetlere vesile olurken, haset ve kıskançlık gibi sebeplerle ittihadını kaybetmiş, tesanüdü bozulmuş kalabalık cemaatler ise, önce atalet ve durgunluğa, sonra yılgınlık ve bezginliğe, arkasından ümitsizliğe düşüp, yapılması gereken hizmetlerin ortada sahipsiz kalmasına sebep olurlar.
Bu itibarla; ihlâs, sadâkat ve tesanüde kuvvet veren hizmetler, Allah katında elmas gibi değerli ve büyük sevaplara vesile olurken, bu değerleri tahrip edip, ittihat ve tesanüdün bozulmasına sebebiyet veren haller, hareket halindeki hizmet aracının altına konulan birer bomba gibidir ve büyük veballere sebeptir.
Risale-i Nur’un hakiki ve sâdık talebeleri, Nurlardan aldıkları dersler sayesinde bu gibi hallerden fersah fersah uzaktırlar. Onlar, İslâm’ın son ordusu olan kudsî bir dâvânın iddiasız halis neferleridirler.

