- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Mesleğimiz tahrip değil, tamirdir.
Bu dünyayı tecrübeye mahal ve imtihana meydan olarak yaratan Cenâb-ı Hakkın, hem Celâlî hem Cemalî iki kısım Esma-i Hüsnası vardır. Hayır-şer, güzellik-çirkinlik, iyilik ve kötülük gibi bütün zıtları birbirinin içine geçiren Allah (c.c.), insanın mahiyetinde de hem hayra hem de şerre bakan cihetler yaratmış. Bu yüzden insan, hem nihayetsiz hayır hem de nihayetsiz şer ve tahrip işleyebilir bir fıtrattadır.
Hazret-i Âdem’den (as) başlayarak, son peygamber olan Hazret-i Muhammed’e (asm) kadar, bütün peygamberlerin ve onları takip edenlerin gittikleri yol; hayır, güzellik, iyilik, imar, tamir, kulluk, hakta sebat ve Allah’ın emir ve yasaklarına uygun istikametli bir meslektir. Onların karşısında olan şeytan ve onun yolundan gidenlerin mesleği ise; şer, tahrip ve fenalık yoludur.
Bu mânâları veciz bir tarzda ifade eden Bediüzzaman Hazretleri:
“Dalalette ve küfürde hem adem ve terk var ki, pek kolaydır, hareket istemez. Hem tahrip var ki, çok sehildir ve asandır, az bir hareket yeter. Hem tecavüz var ki, az amelle çoklarına zarar verip, ihafe (korkutma) noktasında ve firavuniyet cihetinden onlara bir makam kazandırır. Hem akıbeti görmeyen ve hazır zevke müptelâ olan insandaki nebati ve hayvani kuvvelerin tatmini, telezzüzü, hürriyeti vardır ki, akıl ve kalp gibi letaif-i insaniyeyi, insaniyetkârâne ve akıbetendişâne olan vazifelerinden vazgeçiriyor. Ehl-i hidayet ve başta ehl-i nübüvvet, başta Habib-i Rabbülâlemin olan Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın meslek-i kudsisi, hem vücudî, hem sübutî, hem tamir, hem hareket, hem hudutta istikamet, hem akıbeti düşünmek, hem ubudiyet, hem nefs-i emarenin firavuniyetini, serbestliğini kırmak gibi esasat-ı mühimme bulunduğundandır ki, Medine-i Münevvere’de bulunan o zamanın münafıkları, o parlak güneşe karşı yarasa kuşu gibi gözlerini yumup, o cazibe-i azimeye karşı şeytanî bir kuvve-i dafiaya kapılıp dalâlette kalmışlar.” (Lem’alar s. 227)
Her asırda tahrip ve yıkıcılığın mümessilleri olduğu gibi, onların tahribatlarını tamir eden mümessiller de hep olagelmişlerdir. Allah’ın koyduğu kanun budur. Cenâb-ı Hak, kullarını hiçbir zaman tahripçilerin eline terk edip, sahipsiz bırakmamıştır.
Âhirzamanın en dehşetli maddi ve manevi yıkımların yapıldığı bir zamanda, Kur’an-ı Kerim’in bu çağa son dersi olan Nur Risalelerini telif ederek tamirat vazifesini üstlenen ve o vazifeyi bihakkın ifa eden Bediüzzaman Hazretleri, müspet hareketi esas alarak, fikir zemininde ehl-i dalâlete ve dinsizlik cereyanlarına karşı meydan okudu. “Millet irşat ve tenvir edilmelidir.”diyerek, manevi bir cihad hizmeti ortaya koydu. Her türlü zahmet, meşakkat ve çilelere tahammül edip, asla menfî hareketlere tevessül etmedi. “Mesleğimiz tahrip değil, tamirdir”cümlesini adeta parola yaparak, her zaman asayiş ve emniyetten yana tavır koydu.
Tamir mesleği, en küçük topluluk olan aile hayatından, cemaatler, tarikatlar ve millet hayatına kadar uzanıp müspet tesirlerini gösteren ve cennet meyveleri gibi neticelere götüren yapıcı bir meslektir. Bu noktada hüsn-ü niyet esas olmalı ve her türlü şaibeden uzak olunmalıdır. En dar daireden en geniş dairelere kadar, bahsi geçen müspet neticelerin alınabilmesi için Cenâb-ı Hak, Nisa Suresi 58. âyet mealinde şöyle ferman eder: “Gerçekten Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder. Hakikaten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok ki Allah, hükümlerinizi hakkıyla işitici, emanete ait işlerinizi hakkıyla görücüdür.”
Bahsi geçen âyet gibi nice Kur’an âyetlerinde, emirler ve yasaklar, helâller ve haramlar belirlenmiştir. İstikamet üzere yaşamak ise, bunlara riayet ederek hayatını sürdürebilmektir. Bir topluluk veya bir millet ne kadar bu hakikatleri esas alır ve tamir mesleğinde terakki ederse, o nispette maddi ve manevî saadetlere mazhar olur. Yıkmak kolay, tamir ise zordur. Mühim olan zora talip olup, onu başarmaktır.

