Kulluğun sırrı: Duâ

Ezel ve Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hakkın nihayetsiz kudret, ilim, irâde, hikmet, rahmet gibi kemâl sıfatlarını anlamak ve bilmek için, insanın mahiyetine de nihayetsiz bir acizlik, fakirlik ve ihtiyaç gibi noksan sıfatlar yerleştirilmiştir. Deprem, yangın, sel ve kuraklık gibi insanı âciz bırakan dehşetli olaylar karşısında, insan sonsuz bir güce, İlâhî bir kudrete sığınmak, ona dayanmak ve ona duâ etmeye ihtiyaç hisseder. Bilhassa iyice daralıp bunaldığı ve zor durumda kaldığı zamanlarda, o İlâhî güce sığınmayı daha…

Devamı...

Vatan savunmasında Bediüzzaman faktörü

Beni skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hâzır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bâzı eserler telif eyledim” diyen büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Hazretleri; din ilimleri yanında, on beş yıl kaldığı Van valisi Tahir Paşa’nın konağında bulunan kütüphanedeki fennî kitapları da okumuş, mantık ve matematik üzerine kitaplar telif etmiştir. Din ilmi ile fen ilimlerinin beraber okutulmasına Bediüzzaman ziyadesiyle ehemmiyet…

Devamı...

Mükâfat ve mücâzat menzilleri

Sonsuz maksat ve gayeler için bu kâinatı yaratan Cenâb-ı Hak, diğer varlıklar içinde insan nev’îni yaratıp, bu güzel dünyayı onlar için bir imtihan meydanı yapmıştır. “Hanginizin ameli daha güzel olacak diye ölümü ve hayatı yaratan odur” (Mülk Sûresi: 2) gibi âyetlerle insanların yaratılış amacı ortaya konmuştur. İnsandan istenen, bu kâinatın Yaratıcısını tanımak ve ona iman ile ibâdet etmektir. İşte, yaratılışın bu maksadına uygun hayat sürenlerle, aksine hareket edenler için, ölüm ötesinde ebedî bir mükâfat ve…

Devamı...

İslâm ve âile

Asya-Nur Kültür Merkezinde altı aydır her Pazar devam eden seminerler dizisini iki konferansla taçlandırdık. Nisan ayının son Pazarı Halil Uslu’nun sunduğu konferansı, İslâm Yaşar’ın verdiği konferans takip etti. 18 Mayıs Pazar akşamı kültür merkezimizin geniş konferans salonu, oldukça kalabalık bir dinleyici kitlesi tarafından doldurulmuştu. Kapalı devre televizyon sistemiyle üst kattaki bayanlar camiası da konferansı izleme imkânı buldu. Yeni binanın biraz serin olan salonu, konferans konusunun sıcaklığı ile pek hissedilmedi. İslâm Yaşar konusuna hâkimdi. Âyet, hadis…

Devamı...

Risâle-i Nur’da gençlik

Bu dünya memleketine imtihan edilmek üzere gönderilen insanların, hayatlarının en verimli ve güzel yılları şüphesiz gençlik devresidir. Hayata hayat veren ve anlam kazandıran hakikat imandır. İmansız hayat, cansız ve anlamsızdır. Öyle insanların hayatları ölüden farksızdır. Zira, hayatının sonunu ebediyen yokluk ve hiçlik olarak kabul eden ve ölüm ötesindeki âhiret hayatına inanmayan bir kişinin yaşadığı hayat, onun için bir yüktür. Faydasız eğlencelerle hayatını geçirerek ve zamanını boşa harcayarak ömrünü tüketmek, böyle insanlar için bir hayat felsefesidir….

Devamı...

Eğitimde Bediüzzaman modeli

“Hazret-i Mevlânâ benim zamanımda gelseydi Risâle-i Nur’u yazardı. Ben onun zamanında gelseydim Mesnevî’yi yazardım. Çünkü, o zamanda hizmet Mesnevî tarzındaydı. Bu zamanda ise Risâle-i Nur tarzındadır” diyen Bediüzzaman Hazretleri gerçek bir eğitimciydi. Üstadın en birinci referans ve kaynağı Kur’ân-ı Kerîm’dir. Merhum Mehmed Âkif’in “Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı, asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı” beytiyle temenni ettiği hakikate mazhar olmuştur. Asrın mânevî bir doktoru gibi hastalıkların temelini teşhis etmiş, ona münasip mânevî ilâçları Kur’ân eczanesinden terkip etmiştir….

Devamı...

Yüzüncü yılında Meşrûtiyetten Cumhuriyete Demokrasi serüveni

İnsanlık tarihine baktığımız zaman, aşîret, kabile, derebeylik, krallık ve padişahlık yönetimlerinden; nihâyet meşrûtiyet ve cumhuriyet yönetimlerine geçildiği görülür. Bu merhalelerden, hürriyet ve demokrasiye geçinceye kadar uğrunda çok kanlar döküldüğü ve büyük bedeller ödendiği tarihî bir gerçektir. Demokrasinin beşiği olarak gösterilen İngiltere’de ilk hareket, 1215 yılında yaşanan Magna Karta olayıdır. Halk, verdiği vergilerin nereye kullanıldığını kraldan sormakta ve cevap istemektedir. Yönetilenlerin, yönetenlere harcamaları nasıl yaptığını sorması, Batı toplumlarında bir ilktir. 1776 Amerikan İstiklâl Beyannamesi ve 1789…

Devamı...

Nazar ve dikkat

İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin farklardan birisi de, eşyaya ve olaylara anlamak ve analiz yapmak için dikkatle bakmasıdır. Bu anlamda nazar; göz atmak, mülâhaza etmek, düşünerek bakmak anlamlarına gelir. Nazar ve dikkat etmek ise, birbirinden ayrılmayan ikilidir. Dürbünle bakmak, keskin nazarla bakmak ve gönül gözüyle bakmak gibi nazarın muhtelif çeşitleri vardır. Allah Resûlü’nün (asm) “Mü’minin ferâsetinden korkunuz. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar” hadisi önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Ferâset; anlayışlılık, zihin açıklığı, çabuk sezme…

Devamı...

En büyük emânet

Ahzâb Sûresi 72. âyetinde Cenâb-ı Hak meâlen “Biz emâneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik; hepsi de onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. İnsan ise onu yüklendi. Gerçekten insan çok zâlim ve çok câhildir” ferman eder. İnsanın kendi vücudu, çoluk çocuğu, eşi ve sahibi olduğunu zannettiği her şeyi, Allah’ın ona ihsan ettiği emânetler olduğu gibi; Kur’an-ı Kerim, Allah Resûlü (asm) ve onun sünnet-i seniyyesinin korunup yaşanması da, emânetler silsilesinin en önemli unsurlarıdır. Ancak, bu emânetler…

Devamı...

Bediüzzaman’a göre inanç ve ahlâk ilişkisi masaya yatırıldı

Bediüzzaman’a göre inanç ve ahlâk ilişkisi masaya yatırıldı

Ankara Pursaklar’da Asya Nur Kültür Merkezinde bu hafta gerçekleştirilen seminerin konusu “Bediüzzaman’a göre inanç ve ahlâk ilişkisi” idi. Semineri sunan yazar Sami Cebeci, “Cenâb-ı Hakk insana verdiği kuvvelere bir sınır koymamıştır, fakat şeriata ve örnek insan Peygamberimize (a.s.m.) tabi olunarak kuvvelere bir hat çekilmelidir” dedi. İnsana verilen kuvvelerin kuvve-i akliye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i şeheviye olduğunu belirten Cebeci, bu duyguların ifrat, tefrit ve vasat olmak üzere üç mertebesi olduğunu vurguladı. Peygamberimizin bu üç kuvve nazara…

Devamı...

Bediüzzaman’ın mânevî şahsiyeti

İslâm tarihi boyunca dine hizmet eden mânen çok büyük zâtlar gelmişler, arkalarında iz bırakmışlar ve onları takip eden kitleler oluşturmuşlardır. Cenâb-ı Hak, son peygamberinden sonra, İslâm dinini korumak amacıyla nice kutup-lar, mürşidler, müçtehidler, müceddidler ve mehdi-misâl şahısları vazifelendirmiş ve din-i Ahmedîyi (asm) böylece muhafaza etmiştir.

Devamı...
1 190 191 192