- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Şefkat ve merhamet hissi
Erhamürrahimin olan Cenâb-ı Hak, rahmetiyle bütün âlemleri kuşattığı gibi, yeryüzünde yarattığı mahlûkatın tamamına, o rahmetinden bir şefkat ve merhamet hissi vermiştir. Özellikle insanî ve hayvanî validelerde bu his çok açık bir şekilde görülür. Eğer o his olmamış olsaydı, yeryüzü adeta bir cehenneme dönerdi.
Âyetin lisanıyla âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (asm), yine bir başka âyette şöyle tavsif edilir: “And olsun, size, içinizden bir Peygamber geldi ki, zahmet çekmeniz onu incitir ve üzer. Size çok düşkündür, müminlere çok merhametlidir, onlara hayır diler.” (Tevbe Suresi:128) Vefatından sonra da manevî tasarrufu devam eden ve ümmetinin saadetiyle alâkadar olduğu gibi, elem çekmeleriyle de elem duyup müteessir olan Sevgili Peygamberimiz (asm), ümmetinden bu cihetle bol miktarda kendisine salâvat getirmelerini istemektedir. Yeni dünyaya geldiği dakikada etrafındakilerin onun lisanından “Ümmetim, ümmetim.”sözleri işitilen ve mahşer günü bütün peygamberlerin bile “Nefsim, nefsim.”deyip kendi derdine düştüğü bir zamanda, yine “Ümmetim, ümmetim, illâ ümmetimi isterim.”diyerek bizim için Allah’a yalvaracak olan şefkatli bir Peygambere, elbette ümmetinin ona bol salâvat getirmesi kaçınılmaz bir gerçektir.
Peygamber mesleğine bu asırda mutlak vâris olup, âhirzaman müceddidi sıfatıyla bütün müminlerin ve sair insanların dünya ve âhiret saadetleri için, Nur Risaleleriyle tahkiki iman dersleri veren Bediüzzaman “İnsanın en birinci üstadı ve en tesirli muallimi, onun validesidir.”dedikten sonra “Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimmi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur’un da en büyük hakikati olan acımak ve merhamet etmeyi, o validemin şefkatli fiil ve halinden ve o manevî derslerinden aldığımı yakinen görüyorum.” (Lem’alar s.463)demektedir.
Cenâb-ı Hakkın en büyük isimlerinden olan, Besmelenin içine giren ve her hayırlı işin başında tekrarlanan Rahman ve Rahim isimlerinin, şefkat ve rahmet yolu olduğunu beyan eden Bediüzzaman, bu isimlere manen yetişmenin vesilesinin de fakr ile şükür, acz ile şefkat olduğunu, yani Allah’a kulluk ve ona karşı her cihetle fakir olduğumuzun şuuruyla yaşamak tarzında olduğunu ifade eder. “Hem şefkat halistir, mukabele istemiyor, safi ve ivazsızdır. Hatta en adi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakârâne şefkatleri buna delildir. Hâlbuki aşk ücret ister ve mukabele talep eder. Aşkın ağlamaları, bir nevi taleptir, bir ücret istemektir.” (Mektubat s. 53)ifadeleri de çok calib-i dikkattir.
Sevgili Peygamberimiz (asm) ümmetini şefkatli ve merhametli olmaya davet etmektedir. “Siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gök ehli de size merhamet etsin.”buyurmaktadır. Hatta geçmiş ümmetlerden misaller vererek sahabelerini irşat ederken; “İsrail oğullarından kötü bir kadının kuyudan su içtikten sonra yukarı çıktığında, susuzluktan dili dışarı çıkmış bir köpek için tekrar kuyuya inip,ayakkabısına su doldurarak köpeğe içirmesinden dolayı Allah’ın affına mazhar olduğunu haber vermiştir. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”hadisiyle de ümmetini ikaz etmiştir. Numan bin Beşir’den (r.a.) rivayetle “Müminler birbirini sevmede, merhamet etmede, yardımlaşmada bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı hastalandığında, bütün vücut uykusuzluk ve ateşle onun acısına ortak olur.”buyurmuştur.
“Asıl hüner, kardeşini fena gördüğü zaman onu terk etmek değil, daha şiddetli bir muhabbet ve uhuvvetle onu kurtarmaya çalışır.”diyen Bediüzzaman’ın bu ve emsali ikazları, şefkat ve merhamette ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. “Şefkat, hak ve hakikat bizi siyasetten ve kuvvet yoluyla idareye ilişmekten men ediyor.”beyanları da, geniş dairelere taallûk eden şefkatinin genişliğini ortaya koyuyor. Bu itibarla Nur Mesleğinin bir ciheti de şefkat ve merhamet yoludur.

