- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Hakta ittifak etmek
İnsan sosyal varlık olduğundan, diğer insanlarla birlikte toplu halde yaşamak durumdadır. Toplum hayatından uzak yaşamak insan fıtratına aykırıdır. İstisnalar ise kaideyi bozmaz.
Diğer canlılardan farklı olarak belli şeylere değil, nihayetsiz ihtiyaçlara muhtaç olan insanların, bu ihtiyaçlarını diğer insanların yardımıyla temin ettiği açık ve bilinen bir gerçektir. Bu noktadan itibaren hukuk ve kanunlar devreye girmektedir. Zira duygularına yaratılıştan sınır konulmayan insanın, hak ve hukuk ihlâlleri, ancak hukukun üstünlüğüne dayalı olarak çıkarılan kanunlarla engellenebilir. Allah’ın koyduğu kanunlar en üst düzeyde bunu sağladığı gibi, meclislerin çıkardığı kanunlar da bunu temin etmeye matuftur. Hukukun üstünlüğünü esas almadan çıkarılan kanunlar keyfîdir, istibdattır, dayatmadır ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan alabildiğine uzaktır. Bundan dolayı, insanların çıkardığı kanunlar zamanla ihtiyaçlara cevap veremediğinden, insanlar gibi ihtiyarlamaya, ortadan kaldırılmaya ve yenilerinin yapılamasına mahkûmdur. Allah’ın kanunları ise, gittikçe gençleşir ve Kıyamet gününe kadar devam eder gider. Çünkü insanı yaratan ve fıtratını en iyi bilen Cenâb-ı haktır.
Hak, Allah’ın (cc) isimlerinden birisidir. Her canlının hukuk- u hayatını ihsan etmek, insanların da bu dünya hayatında ne yaptılarsa ve neye lâyık ve müstahaklarsa onun karşılığını vermektir. Kimisine dünyada, kimisine de hem dünya hem de âhirette mükâfat ve cezasını vermektir. Allah (cc) mutlak adalet sahibidir, adaletsiz iş yapmaz.
“Bu zamanda en büyük farz vazife İttihad-ı İslâm’dır.”diyen ve bunun gerçekleşmesi için hayatı boyunca takip edip yolunu gösteren Bediüzzaman Hazretleri, önce yapılması gereken işin, İslâm milletleri arasında İttihad-ı kulûp dediği kalplerin birleşmesi ve müminlerin Allah için birbirini sevmesi, hak olan mezheplerin ve hizmet metotlarının bu sevgiye mani olmadığını bilmesidir. Daha sonra İslâm devletleri arasında, iç işlerinde serbest, dış işlerinde ortak hareket eden Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa Birliği gibi bir birliktelik kurmalarıdır. Zira Müslüman devletlerin ve ona mensup Müslüman milletlerin asgarî değil, âzamî müşterekleri vardır. İhtilâf sebebi olan şeylerin yerine, ittifak vesilesi olan âzamî müşterekler esas alınmalıdır.
İslâm’a hizmet veren cemaatler ve tarikatlar bazında bakıldığında da aynı usul öne çıkmalı ve hizmet grupları hem birbirlerini Allah için sevmeli hem hoşgörülü davranmalı hem de yekdiğerlerinin hizmetlerine taraftar olmalıdır. Çünkü maksat, Allah’ın rızası dairesinde dine hizmet etmektir. Metot farklılığı bunu ters etkileyemez. Hakta ittifak bunu gerektirir. Hatta siyasî görüş farkı olması bile bu manevî ittifakı bozmamalı, müminler arasında tefrikaya sebep olup muhabbete mani olmamalıdır.
Aynı cemaat içinde de bahsi geçen temel düsturlar geçerlidir. Bundan dolayı Bediüzzaman “Hakta ittifak, ehakta ihtilâf olduğundan, bazen hak, ehaktan ehaktır; hasen, ahsenden ahsendir.”der. (Eski Said Dönemi Eserleri s.615) yani hak üzerinde ittifak sağlanırken, şayet daha hak olanda ihtilâf çıkıyorsa, hak, daha hak olandan daha haktır. İyi olan, daha iyiden daha iyidir. Bu itibarla hakkı bulduktan sonra, daha hak için ihtilâfa sebep olmak, fitneye alet olmak demektir. Hâlbuki hadis-i şerifte “Fitne uykudadır. Onu uyandırana Allah lânet etsin.”buyrulmuştur. Bediüzzaman da “Dinimizin şiddetle men ettiği şey fitne ve anarşidir.”demektedir. Mert ve vicdanlı bir mümin de asla fitneye sebep olmaz. Bir dirhem hakkını, bin ton toplumun huzur ve asayişine feda eder. Ta ki, dünya ve âhirette vebal altında kalmasın. Cenâb-ı Hak her türlü fitnelerden bütün müminleri muhafaza eylesin, âmin.

