- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Îsar hasleti
Âhirzamandan Asr-ı Saadete bir iman ve irfan köprüsü kuran Bediüzzaman Hazretleri, o zamanın sahabe mesleğini zamanımıza taşıyarak, Allah’ın rızasına kısa zamanda ulaştıran büyük bir Kur’an caddesi açmıştır.
Risale-i Nur hareketi, bin yıldan beri Müslümanları dinlerine daha sıkı bağlamak için hizmet veren tasavvuf ve tarikat meslekleri yerine, hakikat ve şeriatı esas alarak, kırk günden tut tâ kırk seneye kadar süren uzun bir manevî yolculuğa muhtaç bırakmayıp, kısa zamanda imanları kurtarmayı temin etmiştir. Zahirden doğrudan doğruya hakikate geçmek olan bu sır, sahabe-i kiramda vardı. Birkaç dakika Allah Resulünün (asm) sohbetinde bulunan bedevi bir adam, birden bire irşat olarak kibrit çakar gibi parlıyor ve başka insanların da irşadına vesile oluyordu. Zira sohbette inikâs ve insibağ olur. Yani güneşe karşı tutulan bir aynaya güneş yansır ve renkleriyle onu boyadığı misalinde olduğu gibi, o insan da manen boyanır ve başkalara muallim olur.
Asr-ı Saadetteki sahabeler hep böyle eğitildiler ve yetiştiler. Her biri Mekke ve Medine hayatlarında binlerce insanın İslâm dini ile şereflenmesine ve imanlarının kurtulmasına vesile oldular. Onlar öyle yüksek meziyet ve hasletlere sahip idiler ki, Kur’an-ı Keriminde Allah onları övdü. Haşir Suresi 9. âyette diğer sahabeleri kastederek “Kendileri ihtiyaç içinde olduğu halde, onları kendi nefislerine tercih ederler.”ferman etti. Gerçekten sahabeler bu övgüye lâyıktı.
Mekke ahalisi sahabeleri Ebu Talip’in arazisinde karantina altına alıp, üç yıl ambargo uyguladıkları ve açlığın had safhada olduğu bir sırada, müşrik olan birisi akrabası olan bir sahabe ailesine gizlice et yemeği getirir. Kendileri de aç olduğu halde, yandaki komşusunun daha aç olduğunu söyleyerek ona götürmesini ister. Onlar da daha muhtaç diyerek diğer çadıra götürmesini söyler. Böylece o bir kap yemek yedi çadır dolaşır ve en son yine “Onlar hepimizden daha muhtaç” diyerek en baştaki çadıra getirilir. Ne güzel bir feragat tablosu!
Yemame Savaşı bitmiş ve zaferi İslâm ordusu kazanmıştı. Bir sahabe elindeki su kabıyla yaralılar arasında dolaşıyordu. “Su”diye inleyen bir ses duydu. Sesin sahibi akrabasıydı. Süratle o tarafa koştu ve suyu içirecekken su diye inleyen başka bir ses duyuldu. Yerde yaralı bir halde yatan sahabe “Suyu ona götürün.”dedi. O tarafa koştu fakat daha ileride diğer bir sahabe daha su diye inliyordu. İkinci yaralı sahabe gözüyle işaret etti. “Ona götür.” Su dağıtan sahabe ulaşıp o yaralının şehit düştüğünü görünce, ikinci sahabeye koştu o da şehit olmuştu.”Hiç olmazsa birinciye yetişeyim.”diyerek oraya koştu ancak o da şehitlik şerbetini içmişti. Gözyaşları içinde elinde su kabı ile orada kalakaldı. İşte sahabeler böyleydi. Ölürken bile kardeşini düşünüyor, kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih ediyorlardı,
Sahabe mesleğini bu asra taşıyan ve Nur Risaleleriyle sahabe hasletlerini ihya eden Bediüzzaman “Onları kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşir Suresi:9)âyetinin sırrıyla ihlâs-ı tammı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hatta en lâtif ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mümine bildirmek ki, en masumane ve zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaşla yaptırması hoşunuza gitsin.” (Lem’alar s.394)ifadelerini beyan etti.
Bizler âhirzamanda yaşıyoruz. Hem nefislerimiz hem de çevremiz, bin cihette hile ve tuzaklarla dolu. Onlardan kurtularak sahabe mesleğinin îsar hasletini yakalamak ve yaşamak, çok büyük mükâfatlara mazhar olmaya vesiledir. Hem Allah’ın rızasını kazanmak daha da kolay olacaktır. Cenâb-ı Haktan niyaz ediyoruz ki, bizleri tam ihlâsa ve sahabelerin îsar hasletine mazhar kılsın, âmin.

