- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Kan Mu’cizesi
Vücudumuzun hayat suyu olan kan, başlı başına bir mu’cizedir. İncelendiği zaman insanı hayrete sevk eden bir san’at eseriyle karşı karşıya olduğumuz görülür.
Yaratılmış olan hangi şeye baksak muhteşem bir mu’cize olduğunu görürüz. Atomlardan güneş sistemine, hücrelerden galaksilere kadar görünen bütün varlıklar, mükemmel bir ölçü ve intizamla kendi San’atkârına ve O’nun birliğine şahitlik yapıyorlar. Kendilerinin aynısını yapmak, insanları nihayetsiz bir âcizlik içinde bırakıyor.
Vücudumuzun hayat suyu olan kan da başlı başına bir mu’cizedir. İncelendiği zaman insanı hayrete sevk eden bir san’at eseriyle karşı karşıya olduğumuz görülür. Teknik imkânlarla kan yapmak şimdiye kadar mümkün olmamış ve bundan sonra da olmayacaktır. İnsan bu eser karşısında âciz bir vaziyettedir.
Kan, vücudun oksijen alış verişini sağlar. Enerjiye sebep olan karbonhidratlı maddelerin dokulara dağılmasını temin eder. Proteinleri dokulara sevk eder. Atık ve toksin maddelerin ilgili organlara taşınması ve atılması vazifesini görür. Mikroplarla savaşta bağışıklık sisteminin ürettiği ve mikropları öldürücü antikorların hastalık bölgesine götürülmesini temin eder.
Kan, genel olarak üç kısımdan meydana gelir: 1- Alyuvarlar (Eritrositler). 2- Akyuvarlar (Lökositler). 3- Trombositler. Bütün bu maddeler kemik iliklerinde yaratılır. İlikler, bir kan fabrikası gibi sürekli bunları üretmek vazifesiyle meşguldür. Normal bir insan bedeninde 5 ile 6 litre arasında kan bulunur. Bir milimetreküp kanda 4,5 milyon ile 6 milyon alyuvar bulunurken, 5 bin ile 10 bin kadar akyuvar vardır. Alyuvarlar, hücrelere lâzım olan vitaminleri taşır; içindeki hemoglobin proteini ise oksijen götürür. Akyuvarlar ise, vücudun savaşçı askerleridir. Dışarıdan gelen mikroplara karşı bizi korumak vazifesi verilmiştir. Herhangi bir yerimiz yaralandığı zaman orada meydana gelen kızarıklık, büyük bir meydan muharebesinin habercisidir. Hem kendi etrafında, hem de mikropların etrafında dönen bu küçücük savaşçı askerler mikropları imha eder. Sonra cerahat olarak dışarı atılır. Grip ve sair hastalıklarda vücut ısısında meydana gelen yükselme de büyük bir meydan savaşının olduğunu gösterir. Bu savaşçı akyuvarlar mikropları nasıl tanır ve onları yok etmek san’atını nasıl öğrenmiştir? Bunlar ibret verici şeylerdir.
Plâzma denilen trombositler, yaralanmalarda vücudun kan kaybını önlemek ve azaltmak için pıhtılaşmayı temin eder. Aynı o bir milimetreküp kanda 200 bin ile 400 bin arasında trombosit bulunur. Trombositler proteinlerden oluşur. En çok da albümin proteini vardır. Bunlar kendilerine verilen vazifeleri yaparken, bizim bunlardan haberimiz bile olmaz. Bizim sadece bundan istifade ile hayatımız devam eder.
Üzerinde ciltlerle kitaplar yazılan kan, içindeki maddeler ve yaptıkları vazifeler, elbette bir makaleyle anlatılamaz. Kan gruplarından kanda oluşan ârızalara kadar izah edilmesi gereken diğer konular, kanın bir mu’cize olduğunu apaçık göstermektedir. Her insanda ve her hayvanda farklı özellikler gösteren ve mu’cizevî vazifeler yapan kanın meydana gelişi, hangi tabiat ve tesadüfle izah edilebilir? Ve hangi kör kuvvet ona sahip çıkabilir? Bu hâl, nihayetsiz bir ilim, irade ve kudret sahibi olan Yüce Yaratıcıyı göstermiyor mu?
Kemik iliklerinde o Yüce Kudretin yarattığı ve hibe ettiği kan parayla satılmaz, ancak bağış yapılabilir. Kan bağışı ise hem sağlık vesilesidir, hem de yerine göre bir hayatın kurtulmasına vesile olur. Her şeye olduğu gibi, kan nimetine de bu gözle bakılmalı ve onu veren Kudrete iman ve ibadetle karşılık verilmelidir.

