Peygamber ahlâkından hilm sıfatı

İnsanların içinde en hayırlısı olan Müslümanlar ve Müslümanların içinde de en hayırlısı olan Hazret-i Muhammed (asm), en mutedil ve en müstakim fıtratta yaratılmıştı. Cenâb-ı Hak onu en güzel bir tarzda terbiye etmiş ve bütün insanlığa en güzel bir örnek ve bir rehber olarak tayin etmişti. Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de methettiği güzel ahlâkları en zirve noktada ihsan-ı İlâhi ile kendinde toplayan o kudsî Zat (asm), hilm sıfatında da erişilmez bir mertebedeydi. Hilm, yumuşak huyluluk, her türlü eza…

Devamı...

Öfkesini yutanlar

Yeryüzünde Allah’ın halifesi ve onun adına iş gören bir vekili olarak, en şerefli bir varlık sıfatıyla yaratılan insanın mahiyetine binlerce duygu yerleştirilmiştir. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden akıl gücünün yanında, menfaatli şeyleri celp etmek için kuvve-i şeheviye ve zararlı şeyleri defetmek için kuvve-i gadabiye de vardır. Kızmak ve öfkelenmek kuvve-i gadabiyenin neticesidir. Fıtraten gayet itidal ve istikamet üzerine yaratılan Sevgili Peygamberimiz (asm), gadap gücünün ifratı olan tehevvürden ve tefrit mertebesi olan korkaklıktan beri olarak,…

Devamı...

Dinsizlik cereyanına meydan okuyanlar

Rusya’da 1917 yılında patlak veren Bolşevik İsyanından sonra, yetmiş yıl boyunca dinsizlik cereyanının ve Allah’ı inkâr fikrinin temsilciliğini ve bekçiliğini yapan Sovyetler Birliği, 1991 yılı itibariyle dağılarak tarihe karıştı ve içinden on beş bağımsız devlet çıktı. Koskoca Çin’i, yarı Avrupa ve Balkanları istilâ eden bu maneviyatı reddeden ve materyalizmi esas alan dehşetli belâ, birçok İslâm ülkelerini tesiri altına aldığı gibi, âlem-i İslâm’ın ileri karakolu olan Türkiye Cumhuriyetini de, içimizdeki adamları vasıtasıyla kendine uydu yapmaya çok…

Devamı...

Kâinatın mayası muhabbet

Atomlardan güneş sistemine, galaksilerden top yekûn kâinata, en küçük parçacıklardan en geniş âlemlere kadar var olan incizaplar ve cazibeler, yani çekim gücü denilen kanunlar, cazibedar bir hakikat olan İlâhî muhabbetin cazibesiyledir ve başka şekillerde tezahür eden cilveleri ve yansımalarıdır. Eğer o cazibeler ve Kayyum isminin âzamî tecellisi bir an kâinattan çekilseydi, âlem ölecek ve kıyameti kopacaktı. Kâinat ağacının en mükemmel meyvesi olan insan kalbindeki muhabbet hissi, âlemde farklı tarzlarda görünen muhabbetlerin en kat’i delilidir. Çünkü…

Devamı...

“Ekmeksiz yaşarım, Yeni Asyasız yaşayamam!” diyenler

“Gayemiz vatan sathını bir mektep yapmaktır” ve “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır” parolasıyla 21 Şubat 1970 yılında Bab-ı Âli’de dalgalanmaya başlayan Yeni Asya bayrağı, kırk beş yıldır Risale-i Nur’un medyadaki dili olarak onun sözcülüğünü yapmaya devam ediyor. Yarım asra yaklaşan hizmet tarihçesinde, Yeni Asya çok olaylara şahit oldu ve başından çok hadiseler geçti. Hakkın ve hakikatin gür sesi olarak, her zaman ve zeminde doğrudan yana olan, vatan, millet ve din aleyhinde yapılan icraatların karşısında…

Devamı...

İyi ve kötü ameller

Yedi milyarlık dünya insanlığının genel durumu, sadece bu dünya hayatını hedefleyen bir yaşantıyı netice verdiği gibi; İslâm dünyasında bulunanların da bir kısmının, ne acıdır ki Allah’tan ve ahiretten gaflet içinde yaşadıkları görülüyor. Bu dehşetli manzaranın âkıbetini nazara veren Cenâb-ı Hak “Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi âkıbetlerini unutturmuştur” (Haşir Sûresi: 10) buyurmaktadır. Allah’tan ve âhiretten habersiz yaşayan ve ebedî hayatı için hiçbir hazırlık yapmadan oraya göçen insanların âkıbeti ise, ebedî bir azaptan…

Devamı...

Benlik ve gurur

“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik, hepsi de onu yüklenmekten çekindiler ve korktular. İnsan ise onu yüklendi. Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab Sûresi: 72) Bu âyetin sırlarını harika bir surette tahlil ve tefsir eden Bediüzzaman Hazretleri: “Gök, zemin, dağ tahammülünden çekindiği emanetin müteaddit vücuhundan bir ferdi, bir vechi ‘ene’dir” (Sözler, s. 872) demektedir. Cenâb-ı Hakk’ın biz insanlara yüklediği emanetler çoktur. Başta Kur’ân-ı Kerîm, İslâm dini, Hazret-i Peygamberimiz (asm) ve onun Sünneti, kendi…

Devamı...

Devlet ve Cemaatler

Devlet denilen organize güç, farklı dil, din ve ırklardan meydana gelen milletini, otoriter bir yapıyla tek tipleştiren değil, bütün farklılıklara eşit mesafede duran ve milletine hizmet eden kurumsal bir yapıdır. Yani, milleti sürü gibi gütmek yerine, milletine hizmet eden teknik bir devlettir asıl olan. Gerçek demokrasilerle yönetilen ülkelerde uygulama böyledir. Yani, millet devlet için değil, devlet millet için vardır. Osmanlı bakiyesi üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyetinde, cemaatler ve tarikatlar denilen ve farklı metot ve usûllerle…

Devamı...

Risale-i Nur derslerinde mukteza-yı hali dikkate almak

Kâinatın Efendisi Sevgili Peygamberimiz (asm), ümmî bir kavimden medeni bir millet meydana getirdi. Sahabe-i Kiram adıyla meşhur olan o asrın kahraman İslâm fedailerini, “Dârü’l-Erkam” namıyla bilinen Hazret-i Erkam’ın (ra) evinde yetiştirdi. Veda Hutbesini Arafat’ta verdiği zaman, sadece onu dinleyen yüz yirmi bin sahabesi vardı. İlme, irfana, irşad ve tenvire dayalı bu hizmet metodu, tam mânâsıyla ve hakkıyla meyvesini verdi. O asrı, bir saadet asrına çevirdi. Asr-ı Saadetten zamanımıza kadar on dört asır geçti. Kâinatın Efendisini…

Devamı...

Cemaat birliği ve güven ortamı

İslâm tarihi boyunca bin seneyi aşkın bir zamandan beri, Allah’ın adını yüceltmek ve İslâm dinini yaymak için, farklı isim ve ünvanlarda hak tarikatlar ve cemaatler hizmet ederek geliyor. Bunların aslî vazifeleri, başka din mensupları da dâhil herkese İslâm’ı tebliğ etmektir. Cenâb-ı Hak hepsinden razı olsun, âmin. Risale-i Nur hareketi âhirzamanda ortaya çıkan ve Bediüzzaman’ın ifadesiyle on iki hak tarikatın hülâsası olan ve tarikattan ziyade hakikat mesleği olup, Sahabe mesleğinin bu asra yansıyan cihetiyle bir iman…

Devamı...

Nâşir-i efkârımız: Yeni Asya

“Bu zamanda Nurlarla hizmet-i imaniye her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celp etmekle olur. İşte, hapsimizle, Nurlara nazar-ı dikkat celp olunur, bir ilânat hükmüne geçer. En ziyade muannit ve muhtaç olanlar onu bulur, imanı kurtarır, inadı kırılır, tehlikeden kurtulur ve Nurun dershanesi genişlenir.” (Lem’alar s.581) Bir mukaddes dâvâ için en tehlikeli durum gündemden düşmesi ve yokluğa mahkûm edilmesidir. Bunu çok iyi bilen Bediüzzaman Hazretleri, hapis ve mahkeme olaylarını bile bir ilânat ve duyuru…

Devamı...

Kitap Fuarları

Türkiye toplumu olarak, özellikle 1960–1990 yılları arasında ciddi anlamda kitap okuyan bir millet idik. En çok okuyanlar da Nurcular ile solculardı. Bu vesileyle, hem hayır hem de şer cephesinde dâvâ adamları yetişiyordu. 1980’li yılların ortalarından itibaren televizyonun renklenmesi, 1990’dan başlayarak devlet televizyonunun yanında özel kanalların da ilâve olması, kitap okuma oranında önemli düşmelere sebep oldu. Şimdi otuzu aşkın ulusal kanal, üç yüz civarında yerel televizyon ve uydu yayını yapan kanallar yanında internet ve sosyal medya…

Devamı...
1 2 3 4 5 6 9